2126 Yılına Doğru: Geleceğin Teknolojileri

22.10.2026 · GGM

Yapay Zekâ, Kuantum Bilgisayarlar ve İnsanlığın Geleceği

2126 yılının dünyasına bugünden bakış

1900 yılında yaşayan bir insanın gündelik hayatını düşünelim: elektrik her yere ulaşmamış, otomobil yaygınlaşmamış, uçak henüz yeni bir deneydi. Yüz yıl sonra dünyanın hemen her köşesinde milyonlarca insan uçuyor, ceplerinde güçlü bilgisayarlar taşıyor ve dünyanın öbür ucuyla görüntülü konuşuyordu. Bu karşılaştırma bize geleceğin mutlaka bugünkü beklentilerimizi aşacağını kanıtlamaz ancak birbirini besleyen teknolojilerin yaşamı tek tek icatlardan çok daha büyük ölçüde dönüştürebileceğini gösterir.

Yapay zekâ, kuantum bilgisayarlar, robotlar, biyoteknoloji ve yeni enerji sistemleri bugünkünden çok daha ileri seviyelere ulaşırsa insanlar nasıl yaşayacak? İşe gitmek, okula devam etmek, tedavi olmak veya bir yere ulaşmak için bugün katlandığımız zorunluluklar aynı kalacak mı? Bu sorulara yanıt ararken bilimsel gelişmelerle geleceğe ilişkin varsayımları birbirinden ayırmak gerekiyor.

Önümüzdeki 100 yılda değişimin merkezinde yalnızca yeni cihazlar bulunmayacak. Hesaplama gücü, enerji, biyoloji, malzeme bilimi ve otomasyon aynı anda ilerledikçe bir alandaki gelişme diğerinin önünü açacaktır. Daha ucuz enerji, daha güçlü bilgisayarları; daha güçlü bilgisayarlar, daha iyi ilaç tasarımını; daha iyi sensörler, güvenli robotları mümkün kılabilir. Bu nedenle geleceği ayrı ürünlerin listesi olarak değil, birbirine bağlı sistemlerin dönüşümü olarak okumak gerekir.

Geleceğin teknoloji fikirlerinin edebiyatta nasıl şekillendiğini görmek için daha önce paylaşmış olduğumuz Geleceği Yazan Yazarlar ve Filmler Serisi – 1: Geleceği Öngören Bilimkurgu Yazarları yazısı için tıklayınız.

Bilimkurgu sinemasının geleceğin teknolojilerine nasıl görsel biçim verdiğini inceleyen Geleceği Yazan Yazarlar ve Filmler Serisi – 2: Bilimkurgu Nasıl Gerçeğe Dönüştü? yazımıza da göz atabilirsiniz.

2126’da Bilgisayarlar Neleri Değiştirecek?

Geleceğin bilgisayarlarını yalnızca hızlarıyla ölçmek eksik olur. Önemli olan, daha güçlü hesaplamanın bugün çözmekte zorlandığımız hangi problemleri erişilebilir kılacağıdır. Yeni bir ilacın geliştirilmesi yıllarca süren laboratuvar ve klinik çalışmalar gerektirir. Gelişmiş yapay zekâ, moleküler adayları daha hızlı elemek ve deneyleri daha isabetli tasarlamak için kullanılabilir.

2024 yılında Nature dergisinde yayımlanan AlphaFold 3 makalesi, proteinlerin, DNA ve RNA gibi biyomoleküllerin ve çeşitli küçük moleküllerin etkileşimlerini modelleme alanında önemli bir ilerleme bildirdi [1]. Bu, yapay zekânın kendi başına güvenli ilaç geliştirdiği anlamına gelmez fakat biyolojik araştırmanın belirli aşamalarını hızlandırdığı görülmektedir.

2126 yılına kadar yapay zekâ destekli bilgisayarlar ile robotik laboratuvarların birlikte çalıştığını düşünelim. Sistem, binlerce olası malzemeyi sanal ortamda tarayabilir, umut verici adaylar üzerinde fiziksel deneyler yapabilir ve sonuçlara göre yeni deneyler önerebilir. Böyle bir döngü ilaçlardan bataryalara, gübrelerden yeni yapı malzemelerine kadar pek çok alanda araştırma hızını artırabilir.

Yapay zekânın ihtiyaç duyduğu GPU ve hızlandırılmış hesaplama altyapısı için daha önce paylaşmış olduğumuz NVIDIA’nın Hikâyesi: GPU’dan CUDA’ya ve Yapay Zekâ Devrimine yazısı için tıklayınız.

Kuantum Bilgisayarlar Her Şeyi Hızlandıracak mı?

Kuantum bilgisayarlar belirli problem türlerinde klasik bilgisayarlara göre büyük avantaj sağlayabilir. Ancak hata düzeltme ve ölçeklendirme gibi önemli mühendislik sorunları sürüyor. IBM gibi kuruluşların yayımladığı kuantum yol haritaları gerçekleşmiş sonuçları değil, ulaşılmak istenen hedefleri gösteriyor [2].

Asıl etkileyici olasılık, 2126 yılına doğru klasik süper bilgisayarların, kuantum sistemlerinin ve yapay zekânın birbirini tamamlamasıdır. Daha iyi malzemeler daha ucuz enerji depolamaya, ucuz enerji daha yaygın robotik üretime, robotik üretim ise şehir ve çalışma hayatının değişmesine katkıda bulunabilir.

Peki kuantum bilgisayarlardan sonra ne gelecek?

İnsanlık, gelecekte atomların, moleküllerin veya henüz keşfedilmemiş fiziksel ilkelerin özelliklerinden yararlanan yeni bilgisayar mimarileri geliştirebilir. Nasıl çalışacaklarını bugün bilmiyoruz. Bir düşünce deneyi olarak, 2126 yılında belirli hesaplamalarda dönemin gelişmiş kuantum bilgisayarlarından 100.000 veya 500.000 kat daha yüksek performans sağlayan bir sistemin ortaya çıktığını varsayalım. Bu rakamlar bilimsel bir tahmin değil, olası etkileri tartışmak için seçilmiş örneklerdir.

Böyle bir gelişme insanlık için ne anlama gelir?

Böyle bir hesaplama gücü, atom ve moleküllerin davranışlarını daha ayrıntılı modelleyerek ilaç, malzeme ve enerji araştırmalarını hızlandırabilir. Yapay zekâ ve robotik laboratuvarlarla birleştiğinde bilimsel keşiflerin bazı aşamalarını otomatikleştirebilir. Ancak simülasyonlar, fiziksel deneylerin ve güvenlik testlerinin yerini bütünüyle alamaz.

Belki de 2126 yılında yaşayan insanlar, 2026 yılının bilgisayarlarının ne kadar yavaş olduğuna değil, bu teknolojik sınırlılıklar nedeniyle insanların neden bu kadar uzun saatler çalışmak, trafikte beklemek ve hastalıkların ortaya çıkmasını bekledikten sonra tedavi olmak zorunda kaldığına şaşıracaktır.

2126’da Şehirler ve Ulaşım Nasıl Değişecek?

IPCC’nin 2022 tarihli değerlendirmesi, uzaktan çalışma, kent planlaması ve ulaşım talebini azaltan davranışsal ve sistemsel değişiklikleri emisyon azaltımı bağlamında inceliyor [3]. Bu bulgu, bütün insanların evden çalışacağını kanıtlamaz ancak teknolojinin ulaşım ihtiyacını yalnızca yeni araçlarla değil, yolculuğun nedenlerini değiştirerek de etkileyebileceğini gösterir.

İstanbul’u düşünelim. Kentte milyonlarca motorlu taşıt bulunması, ulaşımın yalnızca araç teknolojisiyle çözülemeyeceğini gösterir. Her yıl yüz binlerce aracın satılması, aynı sayının net olarak trafiğe eklendiği anlamına gelmez; eski araçlar kayıttan düşer, araçlar el değiştirir. Buna rağmen temel fiziksel sınır değişmez. Bir otomobil elektrikli veya sürücüsüz olduğunda yolda kapladığı alan ortadan kalkmaz. Dar bir yolun aynı anda taşıyabileceği araç sayısı sınırlıdır.

6.352.000 araçlık varsayımsal başlangıç stokuna 2026’dan itibaren her yıl net 500.000 araç eklendiğini kabul edersek 2050’de 18.352.000, 2100’de 43.352.000 araca ulaşılır. Bu rakamlar bir tahmin değil, sabit net artış varsayımına dayanan düşünce deneyidir; nüfus, politikalar ve araçların kullanım ömrü gerçekte değişecektir.

Bu nedenle geleceğin kentlerinde metro, banliyö treni, tramvay ve yüksek kapasiteli otobüsler temel omurga olmaya devam edebilir. Mahalle içinden istasyona ulaşmak için küçük elektrikli servisler, paylaşımlı bisikletler ve güvenli yürüme ağları kullanılabilir. Robotaksiler özel araç sahipliğini azaltabilir; ancak boş dolaşırlarsa toplam kilometreyi ve sıkışıklığı artırabilirler. Hindistan’daki motosiklet yoğunluğuna benzeyen bir model bazı yolculukları kolaylaştırsa da güvenlik, iklim ve kapasite bakımından tek başına çözüm değildir.

Elektrikli araçlar egzoz emisyonlarını azaltmaya yardımcı olabilir; ancak toplu taşıma ihtiyacını ve yol kapasitesinin fiziksel sınırlarını ortadan kaldırmaz.

2050’de sürücüsüz hatlar, elektrikli otobüsler ve bütünleşik bilet sistemleri genişleyebilir. 2080’de kent içi hareketlilik tek uygulamayla planlanan, metroya bağlanan otomatik servislerden oluşabilir. 2126’da özel otomobillerin tümüyle yok olması gerekmez ancak özellikle İstanbul gibi yoğun kentlerde bugünkü kadar merkezi bir konumda olmayabilir. Yeni hızlı tren ve manyetik levitasyon ağları da mesafeler arasında daha fazla seçenek yaratabilir. 2126 yılında bazı büyük şehirlerin merkezlerinde özel otomobil kullanımı ciddi biçimde sınırlandırılmış olabilir. Birden fazla seviyede çalışan metro ve hızlı tren ağları, otomatik yük taşımacılığı ve sürücüsüz servisler, bugünkü otomobil yollarının bir bölümünü gereksiz kılabilir. Yer üstündeki alanlar parklara, yürüyüş yollarına ve sosyal mekânlara ayrılabilir.

Ancak bütün şehirlerin yer altına inmesi gerçekçi bir zorunluluk değildir. Tünellerin inşası, deprem güvenliği, havalandırma, tahliye ve enerji maliyetleri ciddi sınırlar oluşturur.

2126’da Evler ve Büyük Şehirler Nasıl Olacak?

Uzaktan çalışma ve kişisel eğitim yaygınlaşırsa insanların iş merkezlerine yakın oturma zorunluluğu azalabilir. Küçük yerleşimlerde kaliteli dijital hizmetler, sağlık ve hızlı ulaşım sağlanırsa büyükşehir dışındaki yaşam daha çekici hale gelebilir. Buna karşılık sosyal ilişkiler, kültür, üniversiteler ve ekonomik fırsatlar şehirlerin önemini koruyabilir. IPCC’nin kentleşme değerlendirmeleri, dağınık yerleşimlerin yolculuk mesafelerini artırabileceğine de dikkat çeker [3].

Konutlarda da tek bir gelecek beklememeliyiz. Ortak mutfak, spor ve çalışma alanları bulunan küçük modüler evler yaygınlaşabilir. Ancak evden çalışan aileler daha geniş ve çok amaçlı konutları tercih edebilir. Dolayısıyla geleceğin evi mutlaka küçük değil kullanıcısının yaşam düzenine göre uyarlanabilir olabilir.

Yapay Zekâ Okulları ve İş Hayatını Değiştirecek mi?

Her çocuğa uyarlanabilen yapay zekâ destekli eğitim, öğrencilerin aynı konuları aynı hızda öğrenme zorunluluğunu azaltabilir. Okulların rolü bilgi aktarmaktan sosyal gelişim, deney, spor ve ortak üretime kayabilir. Bununla birlikte UNESCO’nun 2023 Küresel Eğitim İzleme Raporu, eğitim teknolojileriyle ilgili kanıtların ve erişim eşitliğinin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini vurgular [4]. Anayasa’nın 42. maddesi, kimsenin eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamayacağını belirtir. İlköğretimin kız ve erkek tüm vatandaşlar için zorunlu ve devlet okullarında parasız olduğunu hükme bağlar. Gelecekte evden öğrenme modelleri yaygınlaşsa bile kamusal eğitimin erişilebilirliği ve eşitliği korunmalıdır. Çocukların erken yaşta algoritmalarla kalıcı meslek kategorilerine ayrılması yerine ilgi alanlarının da değişebileceği kabul edilmelidir.

İş yaşamında robotlar ve yapay zekâ bazı görevleri devralırken uzaktan çalışma yaygınlaşabilir. Fakat bakım, inşaat, acil hizmetler ve yüz yüze insan ilişkisi gerektiren işler tamamen ortadan kalkmayacaktır. Haftalık çalışma süresinin azalması da otomatik bir teknoloji sonucu olmayacak; üretkenlik artışının toplumda nasıl paylaşıldığına bağlıdır.

2126’da Ne Yiyeceğiz? Gıdanın Geleceği

Gıda üretimi tarım arazisi, su, enerji ve emek gerektiriyor. Üstelik üretilen gıdanın önemli bir bölümü kayboluyor veya israf ediliyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın 2024 Gıda İsrafı Endeksi bu sorunun büyüklüğünü ortaya koyuyor [5]. 2126 yılına kadar çözüm yalnızca daha fazla arazi kullanmak değil, gıdayı farklı biçimlerde üretmek ve israfı önlemekten geçecektir.

Dikey Tarım Şehirlere Taşınacak mı?

Dikey tarımda bazı bitkiler kontrollü sıcaklık, nem ve aydınlatma koşullarında katmanlı tesislerde yetiştiriliyor. Özellikle yapraklı sebzelerin tüketim merkezlerine yakın üretilmesi mümkün. Ancak yapay aydınlatma ve iklimlendirme önemli enerji maliyetleri doğuruyor. Nature Food’da yayımlanan sürdürülebilirlik incelemeleri, yeni gıda üretim teknolojilerinin yararlarının enerji ve çevresel etkileriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini gösteriyor [6].

2126 yılında daha ucuz enerji, verimli LED sistemleri ve robotik hasat teknolojileri sayesinde bazı ürünlerin şehir içi üretimi artabilir. Yine de buğday, pirinç ve diğer temel tarla bitkilerinin tamamı kapalı binalara taşınamaz. Farklı gıdalar önümüze gelebilir.

Hayvansız Et ve Süt Üretimi Yaygınlaşacak mı?

Hassas fermantasyon teknolojisinde mikroorganizmalar kullanılarak belirli gıda bileşenleri üretilebiliyor. Hücre kültürüyle et üretimi de araştırılıyor. Gelecekte bazı süt proteinleri ve alternatif et ürünleri daha yaygın hale gelebilir. Ancak bunların fiyat, enerji tüketimi, tat, güvenlik ve tüketici kabulü bakımından geleneksel üretimle rekabet etmesi gerekir.

Ayrıca kişisel sağlık verileri ve metabolik ölçümler beslenme önerilerini daha kişisel hale getirebilir. Fakat bugün her insan için genetik verilerden kusursuz bir diyet çıkarılabildiği gösterilmiş değildir. Gıdanın geleceği, insanların yemek yemeyi bırakması değil; gıdanın nerede, nasıl ve hangi kaynaklarla üretildiğinin değişmesi olabilir.

2126: Çöpten Servete

Günümüzde evlerden, restoranlardan, fabrikalardan ve işyerlerinden çıkan gıda artıkları, plastikler, camlar, metaller ve elektronik atıklar çoğu zaman yeterince ayrıştırılmadan toplanıyor. Bu nedenle yeniden kullanılabilecek değerli ham maddelerin önemli bir bölümü kaybediliyor. Oysa çöpe attığımız birçok malzeme, sanayinin yeniden değerlendirebileceği ekonomik bir kaynaktır. Özellikle Türkiye gibi bazı ham maddeleri ithal eden ülkelerde bu kayıp, yalnızca çevre sorunu değil, aynı zamanda ekonomik bir kayıptır.

2126 yılında insanların atıkları tek tek ayırmasına gerek kalmayabilir. Yapay zekâ, sensörler ve robotik sistemlerle çalışan tesisler, karışık atıkları otomatik olarak tanıyıp uygun yöntemlerle ayrıştırabilir. Organik atıklar enerjiye, gübreye ve biyomalzemelere; metaller, cam ve uygun plastikler ise yeniden sanayi ham maddelerine dönüştürülebilir. Bu sistemler Türkiye’nin bazı ham maddelerde ithalat ihtiyacini azaltabilir, yeni sanayi alanları açabilir. Yine de tehlikeli ve kirlenmiş atıklar için özel işlem ve güvenli bertaraf gerekecektir.

İnsan Ömrü Uzayacak mı? 2126’da Sağlık

İnsanlık için en önemli sorulardan biri, yaşam süresinin ne kadar uzayacağıdır. Yaşam beklentisinin artması ile biyolojik yaşlanmanın yavaşlatılması farklı konulardır. Bir insanın daha uzun yaşaması, ileri yaşlarını sağlıklı geçireceği anlamına gelmez. Geleceğin tıp araştırmalarında temel hedeflerden biri sağlıklı geçirilen yılları artırmak olacaktır.

López-Otín ve çalışma arkadaşlarının 2023 yılında Cell dergisinde yayımladığı “Hallmarks of Aging: An Expanding Universe” makalesi, yaşlanmayla ilişkili on iki biyolojik süreci ele alıyor [7]. DNA hasarı, hücresel yaşlanma, mitokondri işlevlerindeki bozulmalar ve kök hücrelerin tükenmesi gibi süreçlerin anlaşılması, yaşa bağlı hastalıklara karşı yeni tedavi yaklaşımlarını destekleyebilir.

2126 yılına kadar gen tedavileri, yenileyici tıp, yapay organlar, erken teşhis ve yardımcı robotlar gelişirse daha fazla insan ileri yaşlarda bağımsız kalabilir. Beyin-bilgisayar arayüzleri özellikle iletişim veya hareket yetisini kaybetmiş hastalara yardımcı olabilir.

İnsanların 120–150 yıl yaşamasının yaygınlaşacağını bugün bilimsel kesinlikle söyleyemeyiz. Böyle bir sonuç, henüz güvenli ve etkili olduğu kanıtlanmamış müdahalelere bağlıdır. Daha temkinli ve anlamlı öngörü, sağlıklı yaşlanmanın iyileştirilmesi ve bazı hastalıkların daha erken önlenmesidir.

Sağlıklı yaşam süresi uzarsa toplumsal kurumlar da değişebilir. Eğitim yalnızca gençliğe, çalışma yalnızca orta yaşlara, emeklilik yalnızca ileri yaşlara ait olmayabilir. Bir insan yaşamı boyunca birkaç kez meslek değiştirebilir; aile, bakım ve emeklilik düzenleri yeniden şekillenebilir.

2126 Yılında Sıradan Bir Gün

Şimdi bütün bu gelişmeleri tek bir olası yaşam senaryosunda birleştirelim. İstanbul yakınlarında küçük bir yerleşimde yaşayan bir insan sabah uyandığında evindeki sistemler enerji tüketimini ve sağlık göstergelerini takip ediyor. Çalıştığı kurumun robotik üretim tesislerine uzaktan bağlanıyor ve her gün şehir merkezine gitmesi gerekmiyor.

Çocuğunun öğrenme programı kişisel ilerlemesine göre uyarlanıyor. Öğleden sonra çocuk arkadaşlarıyla birlikte deney yapmak, spor yapmak ve ortak projeler üretmek için eğitim merkezine gidiyor. Ailenin özel otomobili yok. Hızlı raylı ulaşım ve paylaşımlı servisler günlük ihtiyaçları karşılıyor. Sebzelerin bir kısmı yakın çevredeki kontrollü tarım tesislerinde üretiliyor. Ailenin yaşlı bir üyesi gelişmiş tedavi ve yardımcı teknolojiler sayesinde bağımsız yaşamını sürdürüyor.

Bu tablo kanıtlanmış bir 2126 yılı tahmini değildir. Mevcut bilimsel araştırmaların başarılı biçimde ilerlemesi halinde ortaya çıkabilecek yaşam düzenlerinden yalnızca biridir. Üstelik bu düzenin önemli bir sorusu var. Bütün bu sistemleri kim kontrol edecek?

2126’da Dünya Üç veya Dört Güç Bloğuna mı Ayrılacak?

Geleceğin dünyasında ülkelerin tek başlarına teknolojik üstünlük kurmaları giderek zorlaşabilir. Çünkü gelişmiş bilgisayarların, yapay zekâ sistemlerinin, robotların ve yeni enerji teknolojilerinin üretimi çok sayıda ham maddeye, büyük miktarda enerjiye, ileri sanayi tesislerine ve bilimsel bilgi birikimine ihtiyaç duyacaktır.

Bu durum, 2126 yılına doğru ülkeler arasında bugünkünden farklı ittifakların kurulmasına yol açabilir. Dünya, siyasi sınırlar bakımından çok sayıda bağımsız devletten oluşmaya devam ederken ekonomik ve teknolojik açıdan üç veya dört büyük güç merkezi etrafında örgütlenebilir.

Bu ittifakların bir kısmı gelişmiş bilgisayar teknolojileri, bir kısmı enerji ve doğal kaynaklar, bir kısmı ise üretim kapasitesi bakımından öne çıkabilir. Ülkeler kendi eksikliklerini ortaklarının imkânlarıyla tamamlamaya çalışabilir.

Böyle bir dünyada bir ülkenin gerçek gücü yalnızca sahip olduğu askerî kapasiteyle ölçülmeyebilir. Hangi teknolojileri üretebildiği, hangi enerji kaynaklarına erişebildiği, hangi üretim ağlarının parçası olduğu ve diğer ülkelerin kendisine ne ölçüde bağımlı bulunduğu da önem kazanabilir.

Ancak bu ittifaklar dünya barışını iki farklı yönde etkileyebilir. Bloklar arasındaki kaynak ve teknoloji rekabeti gerilimleri artırabilir. Buna karşılık karşılıklı ekonomik bağımlılık, işbirliğini ve ortak güvenlik düzenlemelerini teşvik edebilir.

2126’da Savaşlar Toprak İçin mi, Teknoloji İçin mi Çıkacak?

Geçmişte ülkeler verimli topraklar, ticaret yolları, petrol ve doğal kaynaklar üzerinde üstünlük kurmak için mücadele etti. 2126 yılına doğru ise teknolojik üretim kapasitesi, enerji kaynakları, kritik mineraller ve gelişmiş hesaplama altyapıları ülkelerin stratejik gücünde daha önemli bir yer tutabilir.

Kritik çiplerin küresel üretim zincirindeki stratejik rolü için daha önce paylaşmış olduğumuz TSMC Tarihi: Morris Chang ve Foundry Modelinin Doğuşu yazısı için tıklayınız.

Bugün kritik minerallerin çıkarılması ve işlenmesinin belirli ülkelerde yoğunlaşması, bu sorunun ilk işaretlerini veriyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın araştırmaları, bazı minerallerde tedarik zincirlerinin coğrafi açıdan kırılgan olduğunu ortaya koyuyor.

2126 yılında devletlerin bugünkü sınırlarını koruyup korumayacağını veya hangi ülkeler arasında çatışma yaşanacağını bilemeyiz. Ancak teknolojik bakımdan güçlü ülkelerle bu teknolojilere bağımlı ülkeler arasında yeni ekonomik ve siyasi ilişkilerin ortaya çıkması mümkündür.

Böyle bir gelecekte savaşlar yalnızca toprak kazanmak amacıyla yapılmayabilir. Enerji kaynaklarına, üretim tesislerine, teknolojik bilgiye ve kritik altyapılara erişim de uluslararası anlaşmazlıkların konusu olabilir. Bununla birlikte kaynakların geri dönüştürülmesi, yeni malzemelerin geliştirilmesi ve ülkeler arasında teknolojik işbirliğinin artması, rekabetin çatışmaya dönüşmesini önleyebilir.

Sonuç: Teknoloji İnsanlığı Özgürleştirecek mi?

2126 yılına doğru asıl değişim, daha hızlı bilgisayarlar veya gelişmiş otomobillerden çok, insanların daha az zorunlu emekle kendilerine daha fazla zaman ayırabilmesi olabilir. Çalışma, öğrenme, tedavi, beslenme ve ulaşım alışkanlıkları köklü biçimde değişebilir. Ancak teknolojik ilerleme, bu kazanımların herkese eşit dağılacağını garanti etmez.

Peki, bütün bu teknolojik güç tek bir ülkenin, kişinin veya şirketin elinde toplanırsa?

Gelişmiş yapay zekâ, yüz tanıma, geniş ölçekli veri toplama, robotik altyapı ve beyin-bilgisayar arayüzleri gibi teknolojilerin aynı yönetim altında yoğunlaştığı bir gelecek düşünelim. Bu sistemler sağlık, eğitim ve güvenlik hizmetlerini iyileştirmek için kullanılabileceği gibi, denetimsiz bırakıldıklarında kitlesel gözetim, ayrımcılık, bilgiye erişimin sınırlandırılması ve bireysel özerkliğin zayıflatılması risklerini de artırabilir.

Örneğin bir toplumda insanların eğitim, ulaşım, sağlık ve çalışma imkânları tek bir dijital kimlik altyapısına bağlıysa, bu altyapı üzerindeki keyfî kısıtlamalar bireyin günlük yaşamını ciddi biçimde etkileyebilir. Beyin-bilgisayar arayüzlerinin yaygınlaştığı varsayımsal bir gelecekte zihinsel mahremiyet, açık rıza, veri güvenliği ve cihazı kullanmayı reddetme hakkı ne olacak? Bugünkü yapıların insan düşüncelerini bütünüyle okuyabildiği ya da uzaktan insanları etkisiz hale getirebildiği bilimsel olarak gösterilmiş değildir ama bunların gelecekteki olası kötüye kullanımların düşünülmesi önemlidir.

Bir ülkenin çok güçlü hesaplama, çip, enerji ve iletişim altyapılarına sahip olması, diğer ülkelerin ona ekonomik ve teknik olarak bağımlı hale gelmesine yol açabilir. Buna karşılık teknoloji transferi, açık bilim, uluslararası standartlar ve yerel kapasite geliştirme bu bağımlılığı azaltabilir. UNESCO’nun Yapay Zekâ Etiği Tavsiye Kararı, insan hakları, şeffaflık ve insan denetimi gibi ilkelerin önemini vurgulamaktadır [8].

Türkiye’de gelişmekte olan bilgi işlem altyapısına ilişkin daha önce paylaşmış olduğumuz Digital Realty ve Rönesans Ankara Veri Merkezi Yatırımı yazısı için tıklayınız.

Bu nedenle “insanlık tarihi ileri mi, geri mi gider?” sorusunun tek bir teknik cevabı yoktur. Bilimsel kapasite bakımından ilerleyen bir toplum, aynı anda özgürlükler ve insan hakları bakımından gerileyebilir. Tersine, teknolojik gelişmeler güçlü hukuk kurumları, bağımsız denetim, eğitimde fırsat eşitliği ve bireysel haklarla birlikte ilerlerse insanların yaşam kalitesini artırabilir.

2126 yılının belirleyici sorusu belki de “Bilgisayarlar ne kadar güçlü olacak?” değil, “Bu gücün kullanımına kim, hangi kurallarla ve kimin adına karar verecek?” olacaktır. İnsanlığın geleceği yalnızca geliştirdiği teknolojilere değil, bu teknolojileri hangi değerlerle yönettiğine de bağlı olacaktır.

Kaynakça

[1] Abramson, J. ve ark. (2024). Accurate structure prediction of biomolecular interactions with AlphaFold 3. Nature. https://doi.org/10.1038/s41586-024-07487-w

[2] IBM Quantum. Quantum Roadmap. https://www.ibm.com/roadmaps/quantum/

[3] IPCC (2022). Climate Change 2022: Mitigation of Climate Change, Working Group III. https://www.ipcc.ch/report/ar6/wg3/

[4] UNESCO (2023). Global Education Monitoring Report: Technology in Education. https://gem-report-2023.unesco.org/

[5] UNEP (2024). Food Waste Index Report 2024. https://www.unep.org/resources/publication/food-waste-index-report-2024

[6] Bunge, A. C. ve ark. (2022). A systematic scoping review of the sustainability of vertical farming, plant-based alternatives, food delivery services and blockchain in food systems. Nature Food. https://doi.org/10.1038/s43016-022-00622-8

[7] López-Otín, C. ve ark. (2023). Hallmarks of Aging: An Expanding Universe. Cell. https://doi.org/10.1016/j.cell.2022.11.001

[8] UNESCO (2021). Recommendation on the Ethics of Artificial Intelligence. https://www.unesco.org/en/artificial-intelligence/recommendation-ethics